Size Uygun Tedaviyi Bulun

Tarihi

Türkiye Cumhuriyeti, topraklarının büyük bölümü Anadolu’da yer alan bir ülkedir. Bir kısmı da Balkanların uzantısı olarak Trakya’da yer alır. Kuzeybatıda Bulgaristan, batıda Yunanistan, kuzeydoğuda Gürcistan, doğuda Ermenistan, İran ve Azerbaycan'ın ekslav toprağı Nahçıvan, güneydoğuda ise Irak ve Suriye ile komşudur. Güneyinde Akdeniz, batısında Ege Denizi ve kuzeyinde Karadeniz ile çevrilidir. Marmara Denizi; İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı ile Anadolu’yu Avrupa’dan ayırır. Tam da bu özelliği ile Türkiye, jeo-politik ve jeo-stratejik olarak önemli bir güce sahiptir.

Türkiye toprakları üzerindeki ilk yerleşmelerin Yontma Taş Devri’nde başladığı ifade ediliyor. Daha sonra gelen Helenistik dönemi, Roma ve Bizans dönemleri takip eder. 11. yüzyıldan itibaren Selçukluların bölgeye yerleşmesi Anadolu’daki Türkleşmenin başlangıcı kabul edilir. 1071 Malazgirt Muharebesi sonrasında gelen Selçuklu zaferi Anadolu’daki Bizans üstünlüğünü azaltır ve Selçukluları bölgeye 1243'teki Moğol istilasına kadar halim kılar. Moğolların buralara yaptığı akınların sonucu olarak da ortaya küçük Türk beylikleri çıkar.

İslami Dönemdeki İlk Türk Devletlerinde Devlet Yönetimi

751 yılında Çinliler ve Abbasiler arasındaki Talas Savaşı’nda, Arapların yanında yer alan Karluk, Yağma ve Çiğil gibi Türk boyları, İslamiyet’i kabul etmişler ve Türkler bu tarihten 10. yüzyıla kadar büyük oranda Müslüman olmuşlardır. Müslüman olduktan sonra da pek çok gelenek ve kültürlerini devam ettirmişlerdir.

İlk Türk-İslam Devleti “Karahanlılar”dır. Devlet yönetiminde ve teşkilatlanmalarındaki yapı Selçuklularda da görülür. 1040 yılında ikiye bölünen Karahanlılar’ı; Karahitaylar ve Harzemşahlar tamamen ortadan kaldırmıştır.

Daha sonra bölgeye sırasıyla Gazneliler; Tolunoğulları, İhşidler ve Büyük Selçuklu Devleti hâkim olmuştur. Büyük Selçuklu Devleti Katvan Savaşında Moğollara yenildi ve bundan sonra yıkılma sürecine girdi. 1157 yılına kadar devam eden bu süreç Sultan Sencer’in ölümüyle son buldu ve Büyük Selçuklu Devleti yıkıldı.

Büyük Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla ortaya bazı devletler ve atabeylikler çıktı. Devletler; Irak – Horasan Selçukluları, Suriye Selçukluları, Kirman Selçukluları, Anadolu Selçukluları. Atabeyliker; Böriler, Salgurlular, İl Denizliler, Zengiler, Teginoğulları.

Bu devlet ve beylikler arasından Anadolu Selçukluları daha sonra bölgenin hâkim gücü oldu. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu’nun kapıları tamamıyla Türklere açıldı. Ancak yeterli gelişme sağlanamadan Haçlı saldırıları başladı. Bu saldırılar devleti yıprattı, ancak Selçuklular yine de ayakta kalmasını bildi. Moğol istilasına kadar Anadolu’da refah ve mutluluk sürdü. Yapılan mimari eserler ile Anadolu’ya Türk damgası vuruldu. Bu yüzden 12. yüzyıldan itibaren Anadolu “Türkiye” olarak adlandırılır.

Moğol İstilası ile Anadolu’ya Türkmen göçü arttı. Bu aşiretler, sınırları korumaları amacıyla sınır boylarına yerleştiriliyordu. Sınırlara “Uç” denildiğinden bu aşiret beylerine de Uç Beyleri de denirdi. Selçuklu Devletinin hâkimiyetini kaybetmesi ile Uç beyleri bağımsız hareket etmeye başladılar. Böylece Anadolu Beylikleri Dönemi başladı.

Osmanlı İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu tarihi, belirli dönemlere ayrılarak incelenmekte ve değerlendirilmektedir. Bu dönemler; Beylik Dönemi (1299 ve öncesi), Kuruluş Dönemi (1299-1453), Yükselme Dönemi (1453-1579), Duraklama Dönemi (1579-1699), Gerileme Dönemi (1699-1792) ve Dağılma Dönemi (1792-1922) olarak adlandırılmaktadır.

Beylik Dönemi: Osmanlı Beyliği, Kayı boyuna mensup bir beyliktir. Selçuklular döneminde, Ertuğrul Gazi, Söğüt ve civarına gelerek yerleşmiştir. Ertuğrul Gazi’nin vefatı üzerine beyliğin başına Osman Bey geçmiştir.

Kuruluş Dönemi: Osman Bey, yaptığı fetihlerle, yıkılmak üzere olan Anadolu Selçuklu Devleti’nin varisi konumuna yükselmiştir. Bilecik, Yarhisar ve İnegöl’ün fethinden sonra Osmanlı Devleti’nin kurulduğu kabul edilmekte ve tarih araştırmalarında kuruluş tarihi olarak, 1299 yılı kabul edilmektedir. Osman Bey’den sonra başa geçen Orhan Bey zamanında fetihler hız kazanmış, Bursa ve İznik fethedilmiştir. Orhan Bey, para bastırarak, bağımsızlığını ilan etmiş ve Osmanlı Beyliği, Osmanlı Devleti hâline gelmiştir. Kuruluş Dönemi’nde Osmanlı ilerlemesi Balkanlara doğru yayılmıştır. Edirne fethedilmiş, Balkanlar’da Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan ele geçirilmiştir. Aynı zamanda Anadolu’da da Selçuklu sonrası kurulan Beylikler, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altına girmeye başlamıştır. Kuruluş Dönemi’nde sırasıyla Osman Bey, Orhan Bey, I. Murad, Yıldırım Beyazid, I. Mehmed ve II. Murat Osmanlı Devleti’nin başına geçmiştir. Kuruluş Dönemi, İstanbul’un fethiyle sona ermektedir.

Yükselme Dönemi: Doğuda ve Batıda önemli topraklar fethedildikten ve Devletin sınırları genişledikten sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethedilmesiyle “İmparatorluk” haline gelen Osmanlı Devleti’nin bu tarihten itibaren yükselme dönemine girdiği kabul edilmektedir. II. Murad’dan sonra tahta geçen Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u 1453 yılında fethetmiş ve İstanbul, imparatorluğun yeni başkenti ilan edilmiştir. Yükselme döneminde sırasıyla Fatih Sultan Mehmet, II. Beyazid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim tahta geçmiştir. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) İmparatorluk, en parlak dönemini yaşamıştır.

Duraklama Dönemi: Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama dönemi, Sokullu Mehmet Paşa’nın vefat etmesiyle başlamıştır. Sokullu Mehmet Paşa; Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad dönemlerinde sadrazamlık yapmıştır. Sokullu Mehmet Paşa, 14 yıl boyunca yaptığı sadrazamlık süresince, devletin siyasî ve askerî başarısı için çalışmış önemli bir devlet adamıdır ve onun vefat etmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama dönemine girmesinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Deneyimsiz kişilerin tahta geçmesi ve merkezî yönetimin zayıflaması ile birlikte iç isyanlar çıkmış, özellikle Yeniçerilerin otoriteye karşı başkaldırması ile huzursuzluk iyice artmıştır. Tımar sisteminin bozulması ve İran ve Avusturya seferlerinin getirdiği ekonomik sıkıntılar da duraklamada önemli rol oynamıştır. Duraklama döneminde sırasıyla III. Murad, III. Mehmet, I. Ahmet, I. Mustafa, II. Osman, IV. Murad, I. İbrahim, IV. Mehmet, II. Süleyman, II. Ahmet ve II. Mustafa tahta geçmiştir.

Gerileme Dönemi: Osmanlı İmparatorluğu tarihinde 1699’da imzalanan Karlofça Antlaşması ile 1792’de imzalanan Yaş Antlaşması arasındaki dönem gerileme dönemi olarak kabul edilmektedir. Karlofça Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı’da büyük miktarda toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra imparatorluğun temel politikası kaybettiği toprakların geri alınması üzerine kurulmuştur. Gerileme döneminde sırasıyla, II. Mustafa, III. Ahmet, I. Mahmut, III. Osman, III. Mustafa, I. Abdülhamit ve III. Selim tahta geçmiştir.

Dağılma Dönemi: Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş ve dağılma dönemine girdiği döneme Dağılma Dönemi adı verilmektedir. Bu dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kırım’ı geri almak amacıyla 1787’de Rusya’ya savaş açması, Avusturya’nın da savaşa dâhil olmasıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun aleyhine gelişen olayların 1792’de Yaş Antlaşması’nın imzalanması ile başlamaktadır. Dağılma döneminde sırasıyla III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmut, I. Abdülmecit, I. Abdülaziz, V. Murat, II. Abdülhamit, Sultan Mehmet Reşat ve Sultan Mehmet Vahdettin tahta geçmiştir. 1922 yılında saltanatın kaldırılması ile birlikte Osmanlı dönemi de sona ermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti

Türkiye, çeşitli kültürleri bir arada barındıran demokratik bir anayasal cumhuriyettir. Resmi dili, Türkçedir. Türkçe nüfusun yüzde 85’inin ana dilidir. Nüfusunun çoğunluğu Müslümandır. Avrupa Konseyi, NATO, OECD, AGİT ve G-20 topluluklarına üyedir. 1963'te Avrupa Ekonomik Topluluğu ortak üyesi olmuş, 1995'te AB Gümrük Birliği’ne katılmış ve Avrupa Birliği’ne tam üyelik müzakerelerine de 2005 yılında başlamıştır. Türkiye aynı zamanda Türk Konseyi, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi örgütlere de üyedir.

Türkiye bugün geldiği noktada, büyüyen ekonomisi ve diplomatik girişimleri ile bölgesel bir güç olarak kabul ediliyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve askerî anlamda yaşadığı çöküş, I. Dünya Savaşı’nın ardından imparatorluk topraklarının işgal edilmesine neden olmuş, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türk milleti tarafından verilen milli mücadelenin ardından TBMM’de 29 Ekim 1923 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti”nin kuruluşu ilan edilmiştir.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, Türk kültür ve sanat hayatında da önemli değişimler yaşanmıştır. Yeni devlet, millî kültür üzerine inşa edildiğinden, Türk dili, edebiyatı ve tarihi ile ilgili çalışmalar bu dönemde hız kazanmıştır. Yeni devletin temelleri, her şeyden önce Türk kültürüne dayanmaktadır. Kültürel anlamda yaşanan bu yenilik, devlet yönetimi ve sisteminde de görülmektedir. Cumhuriyet’in ilan edilmesi, Halifeliğin ve Saltanatın kaldırılması, Latin harflerinin kabulü gibi yenilikler, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti devletinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Devletçilik ilkesi gereğince birçok yatırım devlet tarafından yapılmıştır. 1950’li yıllardan itibaren çok partili döneme demokrat partinin iktidara gelmesi ile başlanmıştır. Bu dönemde büyük oranda yatırım yol ve fabrikalara yapılmış ve özel teşebbüsler artmaya başlamıştır. 1950 -2000’li yıllarında Türkiye birçok uluslararası sözleşmelere imza atmış ve üye olmuştur.

Müslüman-köylü toplumunun, modern bir burjuva toplumuna, tek bir millete dönüştürülüp, kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip olmasını amaçlayan radikal reformlar dizisi, devletin kuruluşundan itibaren Atatürk inkılâpları olarak anılıp benimsenmekte ve halen sürdürülmektedir. Bu devrimler sayesinde Türkiye, Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler arasında en gelişmiş ve modern ülkelerden biri haline gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, demokratik ve laik bir hukuk devletidir. Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Parlamentosu ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütlerden bazılarıdır. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren de Avrupa Birliği’ne tam üyelik için müzakerelere başlamıştır. Türkiye, 1980 sonrasında liberal ekonomik açılımları neticesinde teknoloji ve sanayi ataklarını hızlandırmıştır.

Türkiye, 2000’li yıllar itibariyle de Ortadoğu’nun barışı için oldukça yoğun bir çaba sarf etmektedir. Özellikle Suriyeli göçmenler konusunda gösterdiği gayret bütün dünyaya örnek olacak durumda. Ulusal ve uluslararası kuruluşların raporları, sorun ve eksiklikleri olmasına rağmen Türkiye’deki mülteci kamplarının uluslararası standartlara uygun ve diğer ülkelerdeki kamplara göre de daha iyi koşullarda olduğunu ifade ediyor. Türkiye 4,5 yılda yaklaşık 3 milyon Suriyeliyi kabul etti ve harcadığı para da sekiz milyar dolar civarında.

Avrupa’nın Geleceğinde Anahtar Ülke, Türkiye

Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye, 50 yılı aşkın bir süredir ortak bir geleceği paylaşma iradesine sahiptir. Türkiye, 1959 yılında yaptığı başvurudan sonra, 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile üyeliğin açıkça öngörüldüğü bir ortaklık anlaşması imzalamıştır. Bu durum, AB’nin oluşmaya başladığı ilk yıllardan itibaren Türkiye’nin önemli bir stratejik role sahip olduğunu göstermektedir.

1996 yılında Gümrük Birliği’nin tamamlanması, Türkiye’nin AB’yle olan ekonomik bütünleşmesini geliştirmiştir. 1999 yılında adaylık statüsünün kabul edilmesiyle de ülkede geniş kapsamlı bir reform süreci başlamıştır. AB’ye üye devletlerinin, Türkiye’nin üyelik için gerekli siyasi kriterleri yeterli ölçüde karşıladığına ilişkin oybirliğiyle aldıkları kararın ardından, 2005 yılında katılım müzakereleri başlamıştır. Katılım süreciyle birlikte hız kazanan siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşüm süreci Türkiye’yi AB’ye her geçen gün biraz daha yaklaştırmaktadır. Bugün, hızla değişen küresel dinamikler ve ortak çıkarlar, Türkiye-AB bütünleşmesini her iki taraf bakımından giderek daha hayati ve vazgeçilmez kılmaktadır. AB, Türkiye’nin çağdaşlaşmasında anahtar bir role sahiptir. Türkiye de, AB’nin daha güçlü, daha güvenli ve daha istikrarlı bir geleceğe ulaşmasında anahtar rol oynamaktadır.

Medeniyetler İttifakı Rolünde Türkiye

Büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye, laik bir demokrasinin kökleşmiş olduğu yegâne ülkedir. Türkiye’nin sahip olduğu bu özellik, İslam diniyle demokratik değerlerin uzlaşabilir olduğunu göstermektedir.

Hem Batılı hem İslami kuruluşlara aynı anda üye olan ender bir ülke olarak Türkiye, BM’nin himayesinde İspanya ile birlikte “Medeniyetler İttifakı” girişimine öncülük etmektedir. Türkiye’nin AB katılımı, AB’nin küresel bir aktör olarak etkisini güçlendirecek, AB’nin dışa kapalı bir “Hristiyan Kulübü” olmadığını, demokratik değerler birliği olduğunu göstermek suretiyle İslam dünyasındaki güvenilirliğini arttıracak ve dünyaya “Medeniyetler Çatışması”nın önlenebileceği yönünde güçlü bir mesaj verecektir.

×